Herkese Merhaba,

 

Bu yıl Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım bölümünden mezun oldum. Taze bir mezun olarak biraz üniversite hayatımdan biraz da öncesinden bahsetmek istiyorum size.

 

2011 yılında Manavgat Anadolu Ticaret Meslek Lisesi Bilgisayarlı Muhasebe bölümünden mezun oldum. Şuan bu liseye neden gittiğimi inanın ben bile hatırlamıyorum. Başka seçeneğim olmadığı için ya da 2 yıllık bölüme geçiş yapar oradan muhasebeci olur çıkarım diye düşünmüş olabilirim… Aslında kendimi dinlemeye başlamadan önce hayata bakış açım ve hayallerim çok başkaydı. İlkokul, ortaokul ve lise hayatım boyunca hiçbir zaman başarılı bir öğrenci olamadım. (Şişirme ilkokul karnelerini saymazsak tabi) Lise hayatım boyunca hep devamsızlık sorunu ve zayıf dersleri olan bir öğrenci oldum. Hatta bana defalarca “senden adam olmaz” diyen babamı buradan saygıyla selamlıyorum 🙂  Aslında bu sözlerine o zaman çok kızsam da daha sonra beni motive ettiğini anladım. Zamanın ilerlemesiyle birlikte olgunlaşıp kendimi daha iyi tanıdıkça gelecekte nasıl bir hayat istediğimi sorgulamaya başladım. Bu sorgulamadan sonra üniversite okumanın benim için iyi bir başlangıç olacağına karar verdim. Hangi üniversite hangi bölüm sorunu ise beni baya uğraştırmıştı. Çünkü meslek lisesi okuyordum ve gireceğim sınav hakkında hiçbir bilgim yoktu. İşte burada çok iyi anlamıştım verdiğimiz kararların ilerideki hayatımızı ne derece etkileyebileceğini.

 

Bölüm konusunda kararsızdım ama şehir olarak İzmir’de okumak istiyordum. Daha sonra yaptığım araştırmalardan sonra sonunda Halkla İlişkiler ve Tanıtım bölümü okumaya karar verdim. Buna nasıl karar verdin diye soracak olursanız. Bu sorunun cevabını uzun uzun başka bir yazıda vereceğim 🙂

 

Aileme ve çevremdeki bazı insanlara bu bölümü okumak istediğimi söylediğim zaman sizin de tahmin edebileceğiniz gibi “Ne yapacaksın o bölümü okuyup! Öğretmenlik falan okusana” şeklinde tepkiler aldım. Ama ben karar vermiştim. Lise 4. Sınıfta yoğun staj, okul ve dershane üçlüsünden başka bir aktivite yapmak için hiç vaktim yoktu. Temelim zayıf olduğu için o sene üniversiteyi kazanamayacağımı biliyordum ama bunu kendimi itiraf edip motivasyonumu düşürmek yerine bir yandan kazanma arzusuyla çalışıp bir yandan diğer yıla hazırlık yapıyordum. Beklediğim gibi de oldu. Aslında amacım sadece üniversite okumak olsa kendi bölümümle ilgili gidebileceğim üniversiteler vardı ama…. Kararlıydım. O bölüm kazanılacak! 🙂

 

Artık liseden mezun olmuştum ve tek sorumluluğum hedefime ulaşabilmek için ders çalışmaktı. Bir yıl boyunca hayatım nerdeyse yine dershane ve ev arasında geçiyordu. Beklenen gün gelmişti! YGS sınavına girecektik. Ben o sabah sınava giriş belgemi unuttuğum için koşarak gitmiştim sınava ve kendime gelebilmem yaklaşık 15 dakika sürmüştü. Sınavdan çıktıktan sonra ne hissettiğimi bile hatırlamıyorum doğrusu. Daha sonra LYS sınavına girdikten sonra heyecanlı bekleyiş başladı.

 

Bir gün arkadaşım Sercan’dan bir telefon geldi:

 

Sercan: “Pampa sınav sonuçları açıklandı” ( o zaman pampa çok modaydı)

 

Ben: Neeeeeeeeeee!

 

 

Daha sonra telefonu Sercan’ın suratına kapatıp hemen sınav sonuçlarına baktım.Gördüğüm sonuçlar karşısında o kadar mutlu ve şaşkındım ki! Ege Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım! Hemen haber vermek için annemi aradığımda saniyelerce konuşamadığımı hatırlıyorum 🙂  O an hissettiğim mutluluk ve başarmanın hazzı inanılmazdı!

 

Babamla üniversiteye kayıt yaptırmak için İzmir’e geldiğimizde biraz şaşırmıştım doğrusu. Görmeden aşık olduğum şehir basit gelmişti gözüme. Hayallerimdeki gibi değildi. Daha önce hayallerimde bir üniversite ütopyası kurmadığım içinde Ege Üniversitesi’ne girdiğimiz zaman duygusuz biçimde sağı solu izlediğimi hatırlıyorum. ( Sonraki iyi ki Ege’yi kazanmışım dedim çünkü konumu Dokuz Eylül’e göre çok daha iyi)

 

Üniversitenin ilk yılında temel dersler aldığımız için bölüme ilişkin bir şeyler anlamak çok mümkün olmamıştı. Ama kararlıydım bölüme yönelik bir şeyler yapmaya başlamam gerekiyordu. Bölümüm hakkında araştırma yapmıştım ama çok fikrim olmasa da kendimi geliştirmem gerektiğini biliyordum.

Sektöre yönelik ilk adımım Türkiye’de Halkla İlişkilerin gelişiminde önemli katkıları olan, sevgili hocam, Salim Kadıbeşegil’in “Halkla İlişkilere Nereden Başlamalı” isimli kitabıyla olmuştu. Bu yüzden bende bu kitabın önemli bir yeri vardır. Bu kitapla birlikte kafamda bazı şeylerin oturmasıyla birlikte daha sağlam adımlar atmaya başladığımı hissettim.

 

Üniversite ikinci sınıfa geçtiğimde kendimi daha iyi hissediyordum. Derslerimizin yavaş yavaş bölüme yönelik olmaya başlamasıyla birlikte kafamdaki netleşmeyen şeyler gittikçe netlik kazanmaya başlamıştı. İkinci sınıfta Zeliş, İlknur ve Yusuf’la Tühid’e ( Türkiye Halkla İlişkiler Derneği) proje yapmak için bir araya geldik ve yaptığımız proje o yıl Tühid 13. Altın Pusula Halkla İlişkiler Ödülleri’nde Genç İletişimciler kategorisinde 111 proje arasında finale kalarak bize altın pusula kazandırdı. Yine o yıl Nüket, Murat, Züleyha, Çağla, Yusuf, Zeynep, Furkan, Esra, Aysun ve M. İsmail Çeçen’le birlikte sosyal sorumluluk bilinciyle diğer öğrencilere ve topluma faydalı işler yapabilmek amacıyla üniversite hayatımın en anlamlı işi olan ve bana en güzel dostlukları, arkadaşlıkları kazandıran Genç Ege’yi kurduk. Daha sonra aramıza yeni arkadaşlarımızın da katılmasıyla birlikte üniversite hayatımız boyunca farklı sosyal sorumluluk projelerine ve birbirinden başarılı etkinliklere imza attık.

 

Genç Ege’de neler yaptığımızı Facebook, Twitter ve Instagram’dan @biravucegeli kullanıcı adıyla inceleyebilirsiniz.

 

Halkla İlişkilerin birçok alanla ilgili bir yönetim disiplini olduğunu bildiğim için kendimi farklı alanlarda geliştirmem gerekiyordu. Dijital dünyaya ilgili olduğum için zamanla daha çok dijital tarafa kaymaya başladım. Üçüncü sınıfa geldiğimde artık mesleğimle ilgili taşlar tamamen yerine oturmaya başlamıştı. Profesyonel iş yaşamına ilk kez üçüncü sınıfta bir spor salonu zincirinin sosyal medya hesaplarını yöneterek adım attım. Daha sonra 6 ay boyunca İzmir’de bir dijital pazarlama ajansında çalıştım. Ajanstan ayrıldıktan sonra mesleğimi freelance olarak yapmaya devam ettim.

 

Tam olarak gelecekte burada olmak istiyorum diyebildiğimde dördüncü sınıftaydım. Dördüncü sınıfta okuldan ve derslerden uzaklaşarak biraz daha kendime zaman ayırdım.

 

Sonuç olarak size neler söyleyebilirim?

 

Üniversite hayatım boyunca uçakta, metroda, otobüste, markette sürekli bölümümü ve bitirinci ne iş yapacağımı insanlara anlatmak zorunda kaldım. Bunu da keyifle yaptım. Siz de yapın 🙂

Sürekli “iki yıllık mı o bölüm?” sorularıyla karşılaştım ama “hayır dört yıllık” demekten yılmadım. Siz de yılmayın 🙂

“Ne yani halkla ilişkiye mi gireceksiniz eheheeh” şeklinde iğrenç esprilerle çok karşılaştım ama çoğuna gülüp geçtim 🙂

Dört yıl boyunca bir çok dersimize fakültemizin sözde çok nitelikli profesörlerimizin asistanları girdi. Açtıkları sunumlardan anlattıkları derslerle bize iletişimi, halkla ilişkileri öğretebildiklerini sandılar. Okul derslerinizden öğreneceğiniz şeylerin çok sınırlı olduğunu ve kendinize iletişim sektöründen bir kariyer hedefi çizdiyseniz üniversite hayatınız boyunca kendinizi sürekli geliştirmeniz gerektiğini unutmayın.

Sizin için faydalı olabilecek farklı ortamlarda bulunarak sosyal çevrenizi geniş tutun. Bunun için öncelikle ilginizi çekecek işler yapan bir öğrenci topluluğu sizin için iyi bir başlangıç olacaktır.

 

Mesleğinizle ilgili okumalar yapıp sektörü yakından takip etmelisiniz. Dergi okumayı seviyorsanız sektörle ilgili olan dergileri aylık olarak mutlaka okuyun. (Brand Map, Marketing Türkiye, Media Cat ve Dijital Age tavsiye ediyorum)

Son olarak; insanların size “yapamazsın” diyerek sınırlar koymasına asla izin vermeyin. Hangi bölümü okumak istiyorsanız onu okuyun, profesyonel bir dansçı olmak istiyorsanız onun için çalışın, sesiniz güzelse ve şarkı söylemeyi seviyorsanız onunla ilgili bir eğitim alın ama lütfen öğrenebileceklerinizle ilgili kendinize sınır koymayın.

 

Ben kendimi sizlere biraz daha iyi tanıtabilmek ve kendi üniversite hayatım ve öncesini baz alarak küçük tavsiyelerde bulundum. Umarım kendinizden bir şeyler bulabilmişsinizdir 🙂

 

Bir daha ki yazımda görüşmek üzere, sevgiler:)

2 Responses to Dört Yıllık Üniversite Hayatım Nasıl Geçti?
  1. Aslında iletişim fakültesi halkla ilişkiler öğrencileri olarak tavrımızda bir kalıplaşma seziyorum şahsen adam gelmiş ve burada bu bölümün akademisyenlikten başka pek fazla alan olmadığını söylüyorlar.Hatta çoğu arkadaşım bölümümüzü baya küçümsüyor migrosta kasiyer veya satış birimlerinde çalışabilecek eleman olacaklarını söylüyorlar.4 yıl okuyup sadece bu meslek dallarına mı gireceğiz diyenler de var.Okuyan arkadaşlara kolay gelsin diyorum yalnız iletişim fakültesi okuyacaksanız o üniversitenin sağladığı aynı zamanda şehrin sağladığı ortam ve olanaklar önemli ona dikkat etmeliler. İletişim Fakültesi zaten adı üzerinde “iletişim” insanlarla bol bol yüz yüze gelebilmek ve onlara birşeyler aktarabilmek,uyandırabilmek üzerine kurulu bir alan…

    • Kesinlikle haklısın.İiletişim odaklı bir meslek hedeflediysen okuduğun üniversitesinin bulunduğu şehir ve imkanları çok önemli bir etken. Tercih yapılırken dikkat edilmesi gereken çok önemli bir husus. Ama altının özellikle çizilmesi gereken bir detay var ki Türkiye’de ki en iyi İletişim Fakültesinde de okusan okul sürecinde kendini geliştirmediğin sürece okulun bir önemi yok. Meslek konusunda ki ön yargılara bu bölümü okumuş olmaktan çok mutlu olan biri olarak asla dikkate almıyorum. Sözde mühendislik dendiği zaman herkes imrenerek bakar ama yine birçok mühendisin iş bulmakta zorlanıp başka meslekleri yaptığı detayını atlarlar. Aslında işin özü kendi kişisel yeteneklerin ve arzuların doğrultusunda bir meslek hedefleyip ona yönelik eğitim almak.


[top]

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir